Muhsin Yazıcıoğlu
  Osman Yüksel Serdengeçti
 

Bir Müftü Oğlu

Hacı îlyas Mahallesi, Medrese Caddesi'nde bulunan evde, diğer günlere nazaran daha fazla bir hareketlilik göze çarpıyor; takvim yaprakları, 25 Temmuz 1917'yi gösteriyordu. Hoca Ahmet Salim Efendi, daha önce de tattığı babalık duygusunu bir kez daha yaşıyor; hayatlarım sürdürdükleri ilçe için oldukça lüks sayılabilecek iki katlı ahşap evi, bir aşağı bir yukarı durmaksızın adımlıyordu. Bir ara, volta atmaktan yorgun, Akseki'nin hemen tamamını tepeden gören salon penceresinin önündeki sedire oturdu ve gözlerini kapıdan yana çevirerek, eşinin sesinin geldiği odayı izlemeye daldı. Eşi Emine Hanım'm içeride çektiği sıkıntıyı âdeta aynıyla dışarıda yaşıyor; telaşını bir türlü bastıramıyordu. Alnında oluşan ter damlacıkları, şıpır şıpır yüzüne akmaya başlamıştı. Cebinden mendilini çıkarttı ve seri hareketlerle yüzünü sildi. Belki de birkaç saat önce su gibi akıp giden zaman, şimdi kendisine görecelik oyununu oynuyor, bir türlü geçmek bilmiyordu.

Aynı zamanda müftülük sıfatını da taşıyan Hoca Ahmet Salim Efendi, başını henüz ellerinin arasına almıştı ki, odadan çıkan ebe, kendisine yaklaşarak bir oğlunun olduğunu müjdeledi. Esat ve Hasan Selami adlı iki oğlunun ardından bir erkek çocuğunun daha doğması kendisini pek sevindirmişti. Kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra toparlandı ve eşi Emine Hanım'ın bulunduğu odaya süzüldü yavaşça. Oğlunu sevinçle kucağına alırken, eşine de minnet dolu gözlerle baktı.

Birkaç gün içerisinde doğumun hırpalayıcı etkilerini üzerinden atan Emine Hanım'ın da ayağa kalkmasıyla birlikte, şimdi sıra ailenin yeni ferdine isim koymaya gelmişti. Hoca Ahmet Salim Efendi, kucağında oğlu olduğu halde evin balkonunda okuduğu ezanın sonunda, bebeğin kulağına Osman Zeki ismini fısıldadı.

İsim-Kader Birlikteliği

Osman Zeki'nin dünyaya gelişiyle birlikte, eve de bir canlılık gelmişti; ama adını aldığı ve üzerinde yaşadığı imparatorluk, son derece zor günler geçiriyordu. Osman bir yaşını doldurduğu sıralarda, Sultan V. Mehmed (Reşat), altmış beş gibi, oldukça ilerlemiş bir yaşta tahta geçmişti. Yaşamı boyunca kendisini tamamen tasavvufa veren padişahın, hem ömrünün son demlerinde hem de son derece karışık bir ortamda başa geçmesi, kendisi ve memleket için büyük bir şanssızlık olmuştu. Ülke dört bir yandan açılan cephelerde savaş verirken, halkta da artık büyük bir bıkkınlık başlamıştı.

V. Mehmed'in (Reşat) ölümünün hemen ardından tahta geçen Vahdettin'in ise, yapabilecek pek bir şeyi yoktu. 1922 yılına kadar tahtta kalan Sultan Vahdettin, gelişen şartlar sonucu, mecburen ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. 600 yıllık cihan imparatorluğunun çöküşüyle birlikte bütün Anadolu'yu ele geçirebileceklerini düşünen işgalci güçler ise, onurlu bir biçimde verilen Kurtuluş Savaşı'nın ardından 1923 yılında yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla, heveslerini kursaklarına gömerek kendi topraklarına geri döndüler. Bu fırtınalı dönemde henüz 6 yaşında olan Osman Zeki, büyük bir imparatorluğun çöküşüne ve yeni bir devletin doğuşuna da tanıklık etmiş oldu. Savaşı bizzat tecrübe etmemiş olsa bile, çevresinde gelişen olaylar, küçük Osman'ın hayatında derin izler bırakacaktı.

Asıl adı Osman Zeki Yüksel' dir. Aralarında Ahmet Hamdı Akseki, eski müftülerden Hacı Salih Efendi' nin de bulunduğu alimler yetiştirmiş bir aileye mensuptur. İlkokulu Akseki'de, ortaokulu yatılı öğrenci olarak Antalya'da okudu. Ankara'da Atatürk Lisesi'ni bitirdikten sonra girdiği Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde 2. Sınıf öğrencisi iken Mayıs 1944'te meydana gelen olaylara karıştığı için öğrenimi yarıda kaldı. Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş' le birlikte bir süre tutuklu kaldı. Serbest bırakılınca fakülteye başvurarak öğrenimine devam etmek istediyse de kendisine izin verilmedi. Bunun üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel' e hitaben çok sert bir yazı kaleme aldı. Osman Yüksel yeniden hapishaneye gönderildi.

Hapisten çıkınca ünlü Serdengeçti dergisini çıkarmaya başladı. Pek çok sayısı toplatılan bu dergide çıkan yazıları nedeniyle hakkında çok sayıda dava açıldı ve sık sık tutuklanıp serbest bırakıldı. Başlığının altında "Allah, Vatan, Millet Yolunda" cümlesi sürekli yer alan dergideki yazılarında sık sık kullandığı "Açın kapıları Osman geliyor" sözü yeni tutuklanmalara hazır olduğunu bildiriyordu. Kendisine Serdengeçti unvanını kazandıran bu dergi, sık sık kapanması ve çıkan yazılarından dolayı çok sayıda mahkumiyet kararı çıkması nedeniyle 33 sayı çıkabilmişti. (1947-Şubat 1962)

1952 yılında Bağrı yanık adlı bir mizah gazetesi çıkardı. Başlığı altında"Hak yolunda bağrı yanık yolcular" sözü yer alan bu yayınında mücadelesini zengin esprilerle dolu yergileriyle sürdürdü. Bir ara politikaya atıldı, A.P. listesinden Antalya milletvekili seçilerek, parlamentoda görev yaptı (1965-1969). Partisinin politikası ve parti ileri gelenlerine yönelttiği eleştiriler yüzünden A.P. 'den ihraç edildi. Sonraki yıllarda mücadelesine yine yayımladığı yazı ve kitaplarla devem etti. Son olarak Yeni İstanbul gazetesinde"Selam"başlığı altında günlük fıkralar yazdı

 
 

muhsin-yazicioglu.tr.gg



 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=